AHMET RASİM (1864 - 1932)
Kıbrıs’lı Menteşeoğulları ailesi, Kıbrıs’tan Ermenak’a gelip yerleşir. Bu ailenin oğlu Bahaettin Efendi Ermenak’ta evlenir, bir süre Kıbrıs’a gidip Posta-Telgraf memurluğu yapar. Kıbrıs’tan görevle İstanbul’a gelirken karısını bırakır.
İstanbul’da Albay Laz Mehmet Bey’in varlıklı ailesinin yanında Nevber adından bir evlâtlık vardı. Nevber, Hacı Sadık Bey’le evlenmiş, ondan bir çocuğu olduktan sonra ayrılmış, kendisini yetiştirip koruyan ailenin yanına dönmüştü.
Karısını bırakıp İstanbul’a gelen Bahaettin, İstanbul’da Nevber Hanımla evlendi. Görevle Tekirdağı’na giderken, eşi Nevber Hanım’ı da götürdü. Nevber Hanım gebeydi. Kocası Bahaettin, onu boşayıp Tekirdağı’nda başka bir kadınla evlendi. Nevber Hanım, yine İstanbul’daki eski hanımının yanına döndü. Eski hanımı, Nevber’i Sarıgüzel’de küçük bir eve yerleştirdi. Nevber Hanım burda bir oğlan çocuğu doğurdu. (1864) Çocuğun adını Ahmet Rasim koydular.
Her gittiği yerde evlenmeyi huy edinen, aile bağına önem vermeyen bencil bir kişi olan Rasim’in babası, birkaç kez daha evlendi, başka çocukları oldu. Rasim’le annesini bikez bile sorup aramadı.
Nevber Hanım, dikiş dikip kazandığı parayla, Rasim’i büyük bir özen göstererek büyüttü. Baba baskısı olmadığı için Rasim ele avuca sığmaz bir çocuk oldu. Birkaç okul değiştirdi. Falaka dayağı korkusundan okuldan kaçtı. Okuldan kaçıyor, arkadaşlarıyla cami avlularından oynuyordu. Kendisini ve annesini koruyan ailenin büyüğü Albay Laz Mehmet Bey’in ölümü üzerine, değiştirdiği dördüncü okuldan da alınıp Darüşsefaka’ya yazdırıldı. 1876′da Darüşsefaka’ya girdiği zaman onbir yaşındaydı. Abdülhamit’in tahta çıktığı yıldı. Darüşşefeka, Rasim için ilk aylarda sıkıntılı, ama sonraları sıcak bir sevecenlik yuvası olmuştu. Burda haylazlıktan kurtularak düzenli bir yaşama alıştı. Önceleri sınıfının, sonra da okulunun çalışkan öğrencilerinden biri oldu. 1883 yılında Darüşşefeka’yı birincilikle bitirdi. Posta ve Telgraf Nezaretinde (bakanlığında) kâtip oldu. Memurluk yaşamına hiç ısınamadı. Ahmet Mithat Efendi gibi özgür bir yazar olup yaşamını kazanmak istiyordu. Fransızcadan çevirdiği Yolcu başlık bir yazısı Ahmet Mithat Efendi’nin gazetesi Tercüman-ı Hakikat’te çıkınca çok sevindi; bu, yayınlanan ilk yazısıydı.
Bigün gazetede Ahmet Mithat Efendi’yle karşılaşır. Onun, gazetesinde yazıları çıkan Ahmet Rasim olduğunu öğrenen Ahmet Mithat Efendi şöyle der:
«Aferin! Bak oğlum, burası yazı ocağıdır; istediğin zaman gel. İşte kalem, kâğıt, mürekkep. İstediğin kadar otur, istediğin kadar yaz. Şimdilik bir makalene bir mecidiye vereceğim. Harçlık edersin, al bakalım siftah et!»
Rasim’in aldığı ilk telif hakkıdır.
Ahmet Rasim, Binbaşı Bilâl Bey’in kızı Sadberkle evlenir. Annesi Nevber Hanım, Rasim’in kendisine haber vermeden evlenmesine çok üzülmüştür.
1885 de ilk kitabı çıkar. Bu, yeni buluşlara değgin bir dizinin ilk kitabıdır: Fonograf, (gramofon)
Ahmet Rasim okulu bitirdikten az sonra içkiye başlamış, akşamlarını arkadaşlarıyla birlikte geçirmeye, eğlence yerlerine gitmeye alışmış, meyhanelere dadanmış, evlendikten sonra da bu yaşamını sürdürmüştür. Sonraları aylarca evine uğramadığı türlü yerlerde kiraladığı evlerde yaşadığı olmuştur.
Yetmiş kadar şarkı sözü (güfte) yazmış, bunların çoğunu kendisi bestelemiştir. Her şarkısının bir öyküsü vardır. Çok ünlü bir şarkısının öyküsü şöyledir: Aylarca ortalarda görünme dikten sonra bigün evine döner. Çok uysal ve sabırlı olan karış Sadberk Hanım hiç çıkışmadan onu karşılar. Rasim yıkanıp bir süre dinlendikten sonra giyinip hazırlanır, kapıdan çıkarken Sad berk Hanım,
— Sakın geç kalma, erken gel! diye ricada bulunur.
Ahmet Rasim, eşinin bu sözünü yolda besteleyip şarkı ya par:
«Sakın geç kalma erken gel
Bu akşam gün batarken gel»
Onbeş ay süren memurluktan ayrılıp Kendini büsbütün gazeteciliğe, yazarlığa verir. Menakıb-ı îslâm adlı bir kitabı için Abdülhamit’ten ikinci Mecidî nişanı alır.
Bir süre öğretmenlik de yapar.
Meşrutiyetin ilânından sonra (1908), Hüseyin Rahmi’yle birlikte Boşboğaz adlı mizah dergisini çıkarmışsa da, dördüncü sayısından sonra dergiden ayrılmıştır.
Ahmet Rasim’le evlilikleri onyedi yıl-süren Sadberk Hanım, 1902 yılında öldüğünde Ahmet Rasim otuzaltı yaşındaydı. Bir daha evlenmedi, yalnız yaşadı.
Zamanındaki hemen bütün gazete ve dergilerde yazılar yazmıştır. Yazdığı mizah dergileri; Eşref, Davul, Karagöz,
Hacivat’tır.
Gazete muhabiri olarak Suriye, Sofya ve Romanya’ya gitmiştir.
Resmî hiçbir görev almamış, iki kez Maarif Nezareti (Eğitim Bakanlığı) Teftiş ve Muayene üyeliğine atanmışsa da istifa etmiştir.
Yalnız kalemiyle geçinmiş, ama yazılarına aldığı para hiçbir zaman kendisini, ailesini rahatça geçindirmeye yetmemiştir. Dört oğlu, iki kızı olmuştur. Dar durumda olduğunu bilen yayıncılar, onu çok az parayla çalıştırıyorlar, sömürüyorlardı. Bu sıkıntısı, Meşrutiyet’ten sonra da sürdü. Birinci Dünya Savaşı sırasında öyle sıkıntıya düştü ki, Vezirhan’ın bir odasında bulunan biçok kitabını satmak zorunda kaldı.
1927 yılında istanbul Milletvekili seçilerek, iki dönem (3. ve 4. dönemler) milletvekilliği etmiş, ama bu yılları hastalık içinde geçmiştir. 21 Eylül 1932′de 67 yaşındayken, Heybeliada’daki evinde öldü ve Heybeliada mezarlığına gömüldü,
Ahmet Rasim politikaya hiç karışmamış, yaşadığı üç politik dönemde de (Mutlakiyet, Meşrutiyet, Cumhuriyet) siyasal yasamdan uzak kalmıştır. İki dönem süren milletvekilliği sırasında hastalığından ötürü çok zaman Meclis toplantılarına bile katılamamıştır. (*)
Eserlerinin sayısı kırka ulaşır. En bilinenleri şunlardır: Gecelerim (1894) — Şehir Mektupları (4 cilt 1910-1911) — Eş-kal-i Zaman (1918) — Cidd ü mizah (1918) — Fuhş-i atik (2 cilt :922) — Muharrir şair edip (1924) — Gülüp ağladıklarım (1926)
— Falaka (1927) — Muharrir bu ya (1927) — Kamazan Sohbetleri (1913).
O dönemin gereği, milletvekilliği yapıp da politikaya katılmayan, bu durumlarıyla övünenler bile vardı. A.N.
DEĞERLENDİRME, YORUM VE ANILAR
ALI CANİP YÖNTEM DİYOR Ki:
Elli yıla yakın bir zamandır durup dinlenmeksizin yazı yazan Ahmet Rasim Bey, bu yazıları yazmamış olsaydı, bizden sonra gelenler İstanbul’un dünkü ve bugünkü özelliklerini bilemezlerdi. Gelecek, bu seçkin yazarın önemini daha çok değerlendirecektir.
İBRAHİM ALÂETTIN GÖVSA DİYOR Kİ:
Milletini, memleketini, halkın ruhunu, töre ve geleneklerini çok iyi bilir, hele İstanbul’u ve istanbul halkını pek iyi tanırdı. Birçok yazıları yaşadığı dönemin tam bir toplumsal betimlemesini içerir. Türkçeyi pek iyi bilenlerdendi.
AGÂH SIRRI LEVEND YAZIYOR:
Osmanlı İmparatorluğunun mutlakiyet rejimi altında geçen son 43 yılı, Meşrutiyet döneminin kısa süren huzursuz yıllarıyla Mütareke’nin kara günleri, daha sonra da Cumhuriyet döneminin coşkulu ve ateşli ilk dönemi, Ahmet Rasim’in 67 yıllık yaşamını çerçeveler.
(…) Her dönemde politika akımlarına kapılmadan, bir gazeteci olarak gördüklerini, işittiklerini günü gününe saptayıp yazdı.
Bu yazılar, Türk toplumunun 100 yıllık tarihidir; ulusal kültürümüzün eşsiz birer hazinesi sayılır.-
(….) İncitmeyen bir hiciv ile tatlı bir mizah, Rasim’in yazılarının başlıca özelliğidir. Konuşmalara canlılık veren de işte bu özelliktir. Bir külhanbeyini, bir ihtiyarı, esnaftan birini konuştururken, hiçbir özentiye kapılmadan kişileri kendi ağızları ve jestleriyle söyletir.
(….) Halk, Rasim’in ençok üzerinde durduğu ve yaşatmaya çalıştığı yığındır. Rasim halkı ilgilendiren hiçbir olayı gözden kaçırmamış, halkla birlikte gülmüş, halkla birlikte ağlamıştır.
Anılarında da, kendisi ancak o yığının içine katılmış bir kişi olarak yer alır. Doğrudan doğruya kendisinden sözettiği yazılarında bile, Rasim yine kalabalığın içindedir.
Ahmet Rasim yazı hayatında hiç kimseyi taklit etmemiş, kendisine yeni bir yol açmış, yazılarını seve seve okutmuştur. Onun yazılarıyla kimseyi gücendirmediğini, yumuşak ve ustaca tutumuyla sansürü bile atlattığım söyleyebiliriz.
Bütün bu özellikleriyle Rasim, gönüllü olarak atıldığı yazı hayatında 47 yıl kalemi elinden bırakmamış, okurlarının karşısına her zaman güler yüzle çıkmış, ağırbaşlı yazılarına bile bazı kere mizah karıştırmıştır.
(….) Rasim asıl, kalemine sahip olgun ve güçlü bir yazar, usta ve üstün bir gazeteci, döneminin dil ve edebiyat tartışmalarına katılmış uyanık bir fikir adamı olarak edebiyat ve fikir tarihimizde yer alacaktır.
Onu herhangi bir gazeteciden ayıran özellik, yazılarının günü geçince tazeliğini kaybeden çeşitten olmaması, ölmez bir değer taşımasıdır.
— Agâh Sırrı Levend’in Ahmet Rasim adlı kitabından —
BEHÇET NECATİGtL YAZIYOR:
Şiir ve hikâyeler, okul kitapları, tarih ve bilim konularında türlü eserler de yazan, çeviriler de yapan Ahmet Rasim’in asıl değeri; renkli, canlı bir anlatımla çocukluk, ilk-orta öğrenim ve basm hayatını, istanbul’un gündelik yaşayışını yansıtan fıkra, makale ve anılarında görülür.

Son Yorumlar