İstanbul’da, Ayazpaşa’da doğdu. (17 Ağustos 1864) Babası, Hünkâr yaverliğinde bulunmuş, Erzurum Mevki komutanıyken Ölmüş Mehmet Sait Paşa’dır. Hüseyin Rahmi dörtbuçuk yaşın, dayken, annesinin ölümü, babasının ikinci kez evlenmesi üzerine, büyükannesinin Aksaray’daki evinde, teyzesinin ve komşu kadınların arasında büyümüştür. Çelimsiz bir çocuktu. îlk gittiği mahalle okulunda, hocasının suratına su sıktığı için dayak korkusuyla okuldan kaçmış; zorlanınca da, okula gidiyorum diye evden çıkarak çantasını bir duvar yıkıntısının kovuğuna sakladıktan sonra, Sütçü bostanı, Cinci meydanı, Langa, Samatya demeyip serseri dolaşmış, sonunda yakalanınca, Hırkaa Şerifteki büyük teyzesinin evine kaçmış. Eniştesi onu «Mahrec-i Aklâm» adlı okula yazdırmıştır. Bu okul da kapanınca, tarih öğretmeni Abdurrahman Şeref çok beğendiği ondört yaşındaki Hüseyin Rah-mi’yi, müdürü bulunduğu Mülkiye Mektebi’ne (Siyasal Bügiler Okulu) almıştır. Bu okulu bitirince, Meşrutiyet’in ilânına dek (1908) memurluk yaptı. Meşrutiyetle birlikte gazeteciliğe başladı. O kısa memurluk yılları, sonra da iki dönem Kütahya Mil. letvekilliği (1935-1943) dışında, yaşamını kalemiyle kazandı.
Daha oniki yaşındayken Gülbahar Hanım adlı bir oyun yazdı. Bu oyun yayınlanmadı. Yayınlanan ilk yazısı, Ceride-i Havadis gazetesinde çıkan «İstanbul’da bir Frenk» tir. (1887) O zaman bu yazıyı okuyan Beşir Fuat:
— Bu çocukta espri komik var, dikkat edin! demişti.
1901′de Alafranga adlı romanı İkdam gazetesinde tefrika edilirken, içinde geçen «haşerat» sözünün hafiyeleri (muhbirleri) düşündürdüğü yargısına varılarak, romanın yayınlanmasının sansürce yasaklanması üzerine Hüseyin Rahmi Meşrutiyet’in ilânına dek susmuştur.
Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte, 24 Temmuz 1908′de ilk sayısı çıkan «Boşboğaz ile Güllâbi» adlı haftada iki kez çıkan bir mizah dergisi yayınlar, Ahmet Rasim ve kitapçı İbrahim Hilmi (Çığır-açan)’la birlikte çıkardıkları Boşboğaz mahkemeye verilir. Be-raet eder. Ama ancak 36 sayı sürebilen Boşboğaz kapatılır.
İkdam Gazetesinde tefrika edilirken yarım kalan Alafranga adlı romanını, bu kez Şıpsevdi adıyla Sabah gazetesinde tefrika ettirdi.
Ünlenmesini sağlayan ilk romanı «Şık»tır. Ahmet Mithat Efendi’ye postayla gönderdiği bu roman, Tercüman-ı Hakikat’te tefrika edildi. (1888) O tarihten başlayarak Ahmet Mithat Efen. di’nin gazetesi Tercüman-ı Hakikat’te, sonra da İkdam gazetesinde (1894) çalışmaya başladı. Ardarda romanları tefrika edildi, hikâyeleri yayınlandı. Daha sonraları eserleri Sabah, Vakit, Zaman, Cumhuriyet, Sonposta gazetelerinde yayınlandı.
1912′de Heybeliada’ya taşındı. Bir süre sonra orda yaptırdığı köşke yerleşerek, yaşlı yengesi, yengesinin kızı, çok sevdiği çocukluk arkadaşı emekli albay Hulusi Bey’le yaşamını sürdürdü. Hiç evlenmedi.
1924 yılında Son Telgraf gazetesinde tefrika edilen «Ben Deli miyim?» adlı romanı, ahlâk bozucu olduğu nedeniyle kovuşturmaya uğradı, Hüseyin Rahmi’yle birlikte gazetenin sorumlu yönetmeni Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu mahkemeye verildilerse de, dâva beraetle sonuçlandı.
Yaşamının son otuzbir yılını Heybeliada’da, tepedeki köşkünde geçirdi ve orda öldü. (8 Mart 1944) Heybeliada mezarlığına gömüldü.
40 roman, 2 oyun, 7 hikâye, 2 tartışma, 6 çeviri kitabı vardır.

Mayıs 25th, 2008 at 19:37
Hüseyin Rahmi GÜRPINAR benim çok severek kitaplarını okuduğum bir yazardır. Ne hikmettirki, ömrümde ilk defa gittiğim heybeliadadan döndüğüm gece rüyamda kendisini gördüm ve inanın internette araştırana kadar ne heybeliadada yaşadığını, nede son okuduğum roman olan ve kendisine ait olan can pazarı adlı romanı heybeliadada vefatından önce yazdığı son roman olduğunu bilmiyordum. Bugün yine sırf evini ziyaret için abimle beraber heybeliadaya gittik. Evi eskisinden iyi durumda ama binanın dışı pek bakımlı değil. Bende hikaye kitabı yazıyorum ve yazarken kendisinin ilham kaynağı olmasını diliyorum.