Charles Francis Brush (d. 17 Mart 1849 - ö. 15 Haziran 1929) William Stanley, Jr. ( 28 Kasım 1858 – 14 Mayıs 1916)
Ağu 17

Mehmet Akif Ersoy ( 1873)- (27.12.1936)
Ýstiklal Marþý Þairi

1873 yýlýnda Ýstanbul’da doðdu. Bir medrese hocasý olan babasý doðumuna ebced hesabýyla tarih düþerek ona “Raðýyf” adýný vermiþ, ancak bu yapay kelime anlaþýlmadýðý için çevresi onu “Âkif” diye çaðýrmýþtýr. Babasý Arnavutluk’un Þuþise köyündendir, annesi ise aslen Buharalý’dýr. Mehmed Âkif ilköðrenimine Fatih’te Emir Buharî mahalle mektebinde baþladý.Maarif Nezareti’ne baðlý iptidaîyi ve Fatih Merkez Rüþtiyesi’ni bitirdi.Bunun yaný sýra Arapça ve Ýslami bilgiler alanýnda babasý tarafýndan yetiþtirildi. Rüþtiye’de “hürriyetçi” öðretmenlerinden etkilendi. Fatih Camii’nde Ýran edebiyatýnýn klasik yapýtlarýný okutan Esad Dede’nin derslerini izledi. Türkçe, Arapça, Farsça, ve Fransýzca bilgisiyle çevresindekilerin dikkati çekti. Mekteb-i Mülkiye’nin idadi (lise) bölümünde okurken þiirle uðraþtý. Edebiyat hocasý Ýsmail Safa’nýn izinden giderek yazdýðý mesnevileri þair Hersekli Arif Hikmet Bey övgüyle karþýladý.Babasýnýn ölümü ve evlerinin yanmasý üzerine mezunlarýna memuriyet verilen bir yüksek okul seçmek zorunda kaldý. 1889′da girdiði Mülkiye Baytar Mektebi’ni 1893′te birincilikle bitirdi. Ziraat Nezareti emrinde geçen yirmi yýllýk memuriyeti sýrasýnda veteriner olarak dolaþtýðý Rumeli, Anadolu ve Arabistan’da köylülerle yakýn iliþkiler kurma imkaný buldu. Ýlk þiirlerini Resimli Gazete’de yayýmladý.1906′da Halkalý Ziraat Mektebi ve 1907′de Çiftçilik Makinist Mektebi’nde hocalýk etti. 1908′de Dârülfünûn Edebiyat-ý Umûmiye müderrisliðine tayin edildi. Ýlk þiirlerinin yayýmlanmasýný izleyen on yýl boyunca hiçbir þey yayýnlamadý.1908′de II. Meþrutiyet’in ilanýyla birlikte Eþref Edip’in çýkardýðý Sýrat-ý Müstakim ve sonra Sebilürreþad dergilerinde sürekli yazýlar ve þiirler yazmaya baþladý.1913′te Mýsýr’a iki aylýk bir gezi yaptý. Dönüþte Medine’ye uðradý. Bu gezilerde Ýslam ülkelerinin maddi donatým ve düþünce düzeyi bakýmýndan Batý karþýsýndaki zayýflýklarý konusundaki görüþleri pekiþti. Ayný yýlýn sonlarýnda Umur-u Baytariye müdür muavini iken memuriyetten istifa etti. Bununla birlikte Halkalý Ziraat Mektebi’nde kitabet ve Darülfunun’da edebiyat dersleri vermeye devam etti.

Teþkilat-ý Mahsusa ve Milli Mücadele’de

Ýttihat ve Terakki Cemiyeti’ne girdiyse de cemiyetin bütün emirlerine deðil, sadece olumlu bulduðu emirlerine uyacaðýna dair and içti. I.Dünya Savaþý sýrasýnda istihbat teþkilatý Teþkilât-ý Mahsusa tarafýndan Berlin’e gönderildi. Burada Almanlar’ýn eline esir düþmüþ Müslümanlar için kurulan kampta incelemeler yaptý. Çanakkale Savaþý’nýn akýþýný Berlin’e ulaþan haberlerden izledi. Batý’nýn geliþme düzeyi onu derinden etkiledi. Yine Teþkilât-ý Mahsusa’nýn bir görevlisi olarak çöl yoluyla Necid’e ve savaþýn son yýlýnda Lübnan’a gitti. Dönüþünde yeni kurulan Dâr-ül -Hikmetül Ýslâmiye adlý kuruluþun baþkâtipliðine getirildi. Savaþ sonrasýnda Anadolu’da baþlayan direniþ hareketini desteklemek üzere Balýkesir’de etkili bir konuþma yaptý. Bunun üzerine 1920′de Dâr-ül Hikmet’deki görevinden alýndý. Ýstanbul Hükümeti Anadolu’daki direniþçileri yasa dýþý ilan edince Sebillürreþad dergisi Kastamonu’da yayýmlanmaya baþladý ve Mehmed Âkif bu vilayette Milli Mücadele hareketine katkýsýný hýzlandýran çalýþmalarýný sürdürdü. Nasrullah Camii’nde verdiði hutbelerden biri Diyarbakýr’da çoðaltýlarak bütün ülkeye daðýtýldý. Burdur mebusu sýfatýyla TBMM’ye seçildi.

Ýstiklal Marþý

Meclis’in bir Ýstiklâl Marþý güftesi için açtýðý yarýþmaya katýlan 724 þiirin hiçbiri beklenilen baþarýya ulaþamayýnca maarif vekilinin isteði üzerine 17 Þubat 1921′de yazdýðý Ýstiklal Marþý, 12 Mart’ta birinci TBMM tarafýndan kabul edildi.Mýsýr’a Gidiþ Sakarya zaferinden sonra kýþlarý Mýsýr’da geçiren Mehmed Âkif, daha sonra sürekli olarak Mýsýr’da yaþamaya karar verdi. 1926′dan baþlayarak Camiü’l-Mýsriyye’de Türk dili ve edebiyatý müderrisliði yaptý. Bu gönüllü sürgün hayatý sýrasýnda siroz hastalýðýna yakalandý ve hava deðiþimi için 1935′te Lübnan’a, 1936′da Antakya’ya birer gezi yaptý. Yurdunda ölmek isteði ile Türkiye’ye döndü ve 27 Aralýk 1936′da Ýstanbul’da öldü.

Dil Anlayýþý Konuþma diline yaslandýðý için kolayca yazýlývermiþ izlenimi veren þiirleri biçime iliþkin titiz bir tutumun örnekleridir. Hem aruzdan doðan baðlarýn üstesinden gelmiþ, hem de þiirin bütününü kapsayan bir iç musiki düzenini gözetmiþtir. Dilde sadeleþtirmeden yana olan tutumunu her þiirinde ortaya koymuþtur.Mehmed Âkif nazým diline bu dilin tabii yapýsýný bozmadan elveriþli olduðu geliþmeyi kazandýrmýþ ve aruz veznini yumuþatmýþtýr. Bu ayný zamanda Türkçe’nin þiir söylemedeki imkanlarýnýn ne ölçüde geniþ olduðunu göstermesi demektir. Mehmed Âkif dilin toplumsal kimliðini öne çýkarmýþ,üslupta özgünlük ve kiþiselliðe ulaþmýþtýr.Yenilikçi bir þair olarak, yaþadýðý dönemde görülen ölçüsüz yenilik eðiliminin bozucu etkilerine, ölçüsü iþleviyle baðlantýlý bir þiir kurmak suretiyle sýnýr çekmeye çalýþmýþtýr.

ESERLERÝ Safahat, Süleymaniye Kürsüsünde, Hakkýn Sesleri, Fatih Kürsüsünde, Hatýralar, Âsým, Gölgeler.

Hakkýnda Yazýlanlar

1.Mehmet Akif
Nurettin Topçu
Dergah Yayýnlarý

“Büyük adam, eseriyle hayatýný birleþtiren adamdýr. Biz onda þu vasýflarý arýyoruz: Önce ömründe ayni kanaatin, ayni imanýn sahibi olan adamdýr. Devirlere, zaruretlere, cemiyetlere göre deðiþmez, muhitine uymaz; muhiti kendine uydurur, uydurmazsa çarpýþýr. Cemiyetten daha kuvvetlidir; cemiyeti sürükleyicidir. Bu karaktere sahip insanlarýn, yani deðer yaratýcýsý olanlarýn bir kýsmý zekasýyla, bir kýsmý kalbi ve hisleriyle, bir kýsmý da iradesiyle baþka insanlara ve cemiyete üstündür, yaratýcýdýr, sahiptir veya velidir. Bu üstün insanlar arasýnda ise bazýlarý her bakýmdan, hem zeka, hem duygu, hem de irade kuvveleriyle cemiyetin insanlarýna üstün durumdadýrlar. Böylelerine muvazeneli karakter sahipleri denir. Filhakika zeka, duygu ve irade fonksiyonlarýndan yalnýz bir kýsmýnda üstünlüðe sahip olanlarda, alelade olan ruh sahasýna doðru açýlmýþ bir yara halinde anormallikler, ruh ve karakter sarsýntýlarý göze çarpmaktadýr. Ancak muvazeneli karakter sahipleri, bu sarsýntýlardan korunmuþ saðlam ruhlu insanlardýr. Bu üç türlü fonksiyonlarýn da ayni seviyede yüksek ve keskin oluþu, insanoðlunu hilkatin harikulade bir eseri yapabiliyor. Ýþte Akif yaradýlýþýn bu lutfuna uðramýþtý. Ancak onu, iradesinin ateþli tazyikiyle diðer sahalarda muvazenesizlikten koruyan pek mühim bir sebebin var olduðu da unutulmamalýdýr: Bu sebep, demirden bir iradeyi ahenkdar bir ray üzerinde yürüten Ýslam terbiyesi ve Allah’a imanýydý.Büyük adamlarýn baþka bir vasfý da münzevi oluþlarýdýr. Onlar kalabalýðýn içinde yalnýz yaþarlar. Üçüncü bir vasýf olarak, büyük adamlarýn devlet ve ikbal mevkilerinden uzak durduklarýný görüyoruz.”

Leave a Reply