Ağu 17

Ekrem Tuzlu ( 1933)
Ekrem Tuzlu
/þair /þarkýcý/
1933 yýlýnda Tuzhurmatu ilçesinin orta mahallesinde gözlerini dünyaya açmýþtýr. Çileli yaþam çocukluk çaðýndan beri onun adeta izindeydi. Gündüzleri bir marangoz yanýnda çýrak olarak çalýþýr, akþamlarý pay-dostan sonra okulun yolunu tutar ve baþarýlý bir öð-renci olduðundan hiç geri kalmamýþtýr. Sonralarý Ker-kük’te Öðretmenlik Okulundan mezun olur. Süleyman Beg kasabasýnda resim öðretmenliði yapar. Sanatçý, ses eðitimini Hacý Merdan, Zeynülabidin Küzeci, Teki Demirci gibi üstatlarýn yanýnda, onlardan hoyrat ve makam usullerini öðrenerek geliþtirir.

Ağu 17

Ahmet Şahap Ünlü
AHMET ŞAHAP ÜNLÜ KİMDİR ?

Ahmet Şahap Ünlü, 1944 yılında İslahiye�nin Melikanlı Köyü�nde doğmuştur. Annesi Güllü Höyük Köyü�nden Şeh Mehmet Köse�nin kızı Ayşe Köse, babası Melikanlı Köyü�nden DP ilk milletvekillerinden Selahattin Ünlü�dür. Adalet Partisi kuruclarından ve AP.nin ilk milletvekillerinden Süleyman Ünlü�nün yeğeni olan Ahmet Şahap Ünlü 1950 yılında babasının Demokrat Parti�den
ilçemiz milletvekili seçilmesi nedeniyle ilk, orta ve lise öğrenimini Ankara�da �TED� koleji�nde tamamlamıştır. Yüksek öğrenimini ise Almanya�nın �Friedrich Wilhelm� Üniversitesi�nde ve bilahare Ankara Üniversitesi�nde tamamlayarak Ziraat Yüksek Mühendisi olmuştur.

Çalışma hayatına Güneydoğu Tarım Satış Kooperatifleri Birliği Dış Ülkeler Temsilciliği ile başlayan Ünlü, 1975-1982 yılları arasında Melikanlı Köyü�nde çiftçilik yapmış ve daha sonra Ankara�da uluslar arası lojistik hizmetleri veren Mirbey Şirketi�nde Genel Müdür olarak mesleki faaliyetini sürdürmüştür.

1983-1994 yılları arasında ülkemizin önde gelen denizcilik ve dış ticaret şirketlerinden �Zihni Şirketler Gurubu�na ait şirketlerde Genel Müdürlük, daha sonra gurubun Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığı görevinde bulunan Ahmet Şahap Ünlü, 1994 yılından bu yana gemi inşaa-bakım, onarım ve dış ticaretle uğraşan kendi şirketini yönetmektedir.

1988 yılından bu yana (TOBB)Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği�nin Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu�nda görev yapmakta olan Ünlü, bu çerçevede Türkiye � Avrasya İş Konseyleri, Türkiye � Avrupa Birliği İş Konseyleri Yürütme Kurulları üyelikleri, Türkiye � Kazakistan, Türkiye � Letonya, Türkiye � Tacikistan İş Konseyleri Kurucu Başkanlığı, Türkiye � Gürcistan ve Türkiye � Beyaz Rusya İş Konseyleri Başkanlıklarında bulunmuştur. Halen Türkiye � Yunanistan ve Türkiye � İspanya İş Konseyleri Yönetim Kurulu üyesi olan Ahmet Şahap ÜNLÜ, başta birçok Türk siyaset adamı olmak üzere, birçok yabancı devlet başkanı ve siyasetçisiyle yakın dostlukları bulunan ender kişilerden biridir.

Ahmet Şahap Ünlü yurt içinde ve dışında, yazılı ve görsel basında lojistik ve dış ticaret konularında raporlar yayımlamış, çeşitli televizyon kanallarının bu konulardaki açık oturum programlarında konuşmacı olarak bulunmuş, yurtdışında ülkemizin birçok ikili ekonomik işlerle ilgili müzakere ve anlaşmalarına katılan resmi heyetlerde görev almış ve ülkemiz adına anlaşmalara imza atmıştır. Bugün Türkiye�nin Rusya ve Türk Cumhuriyet�leri ile yaptığı ticaretin işlemesinde en büyük etken olan �Sarp Sınır Kapısı�nın açılmasında Ahmet Şahap Ünlü�nün verdiği kişisel hizmetler unutulamaz.

80�li yıllarda İran � Irak savaşıyla Ortadoğu�da başlayan yoğun ulaştırma ve nakliye hizmetlerinin İskenderun ve Mersin Limanları üzerinden yapılması için Ahmet Şahap Ünlü�nün verdiği hizmetler başta şoförler olmak üzere tüm nakliye sektörü çalışanları tarafından bilinmektedir.

ANAVATAN Partisi�nin Gaziantep�te kaybettiği 1991 yılı milletvekili seçimlerinde, aday olan Ünlü, 1995 yılında Yeni Demokrasi Hareketi Partisi�nden aday oldu. Ülke genelindeki oya nispetle en yüksek ikinci oyu almasına rağmen YDH�nin ülke seçim barajını aşamaması nedeniyle meclise girememiştir.

Bir dönem İslahiye Spor Başkanlığı�nda da bulunan Ünlü, üniversite yıllarında Almanya�da Bonn Ligi�nde Lengsdorf Takımı�nda futbol oynamıştır. Lise yıllarında görev aldığı �TED� Ankara Koleji Basket Takımı�nı Türkiye Birinci Ligi�nde temsil eden Ankara Kolejliler Derneği�nin faal üyesi olan Ahmet Şahap Ünlü, Türk Eğitim Derneği Yönetim Kurulu�nun da üyesidir.

Yöresine ve insanına bağlılığı ile tanınan Ahmet Şahap Ünlü, 1971 yılında İslahiye Lisesi�nin kuruluş yıllarında okulda ücretsiz olarak İngilizce Öğretmenliği görevinde bulunmuş, birçok hemşehrisine yurt içinde ve yurt dışında iş bulmaları konusunda yardımcı olmuş ayrıca bölgede hizmet veren kamu kuruluşlarına arazi hibe etmiştir.

Ahmet Şahap Ünlü, başta İngilizce ve Almanca olmak üzere, Rusça, İspanyolca, Arapça ve Kürtçe bilmektedir. Ünlü evli ve iki çocuk babasıdır.

asunlu1@yahoo.com 0532 486 48 02

Ağu 17

Suat Yalaz
Doğum Tarihi - 1932 / Kırşehir, Çiçekdağ

Suat YALAZ, 1932 yılında Çiçekdağ’da doğdu. Memur çocuğu olduğundan, çocukluk ve ilk gençlik yılları Denizli, Adana, Kayseri illerinde geçti. ilk karikatürleri Kayseri’de, günlük Erciyes Postası’nda yayınlanıp iki buçuk liraları aldığı zaman henüz 16 yaşında bir ortaokul öğrencisiydi. Yüksek tahsilini İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’nü bitirerek tamamladı. Öğrencilik yıllarında günlük gazete ve haftalık mizah dergilerinde yeni akımın genç karikatüristlerinden biri olarak dikkat çekti.

Yıl 1954. Dönemin önemli gazetesi Vatan’ın genç çizerler için buluşma noktası olan odanın kapısına genç bir delikanlı gelir. Odada Bedri Koraman, Altan Erbulak ve Çetin Özkırım gibi usta çizerler oturur. Delikanlının elinde ‘İkizler Çiftliği’ adını verdiği bir çizgi roman çalışması vardır. Üstatlar çizimlere bakar. Kareler kopyaya benzemektedir. Çünkü çok net çizgiler, bembeyaz kağıdın üzerinde durmaktadır. Güzel ama nereden kopya ettin diye sorarlar. Genç kendinden emin; ��kopya değil, ben çizdim�� der. İyi ama kurşun kalem izi bile yok, der Erbulak. Yanıt ustaları şaşkınlığa düşürür: ��Ne kurşun kalemi��. Genç Suat Yalaz’dır. Dönemin usta kalemlerini şaşırtan çizgilere ulaşmasında hiçbir yönlendirme ve eğitim yoktur, çünkü Suat Yalaz’da doğal bir yetenek vardır. Yıllar sonra Erbulak, o gün, Onu denemek için bir at çizmesini istediklerini Yalaz’ın atı çizmeye ön ayaktan başladığını sık sık arkadaş toplantılarında anlatmıştır.

Aslında bu olay Yalaz’ı ilk defa başına gelmiyordur. Adana’da henüz 14 yaşındayken bir büyüğü resim yeteneğini görüp onu yerel bir gazete olan ‘Türk Sesi’ne götürür. Çalışmalarını gören yetkili bir çizimlere bir de Yalaz’a bakar ve ��Nereden kopyaladın’ diye sorar. Yalaz yanıt vermeden karikatürlerini aldığı gibi gazeten çıkar. Babasının tayini Kayseri’ye çıkar. İki yıl sonra karikatürleri Erciyes Postası’nda yayınlanmaya başlar.

Çeşitli gazetelerin köşelerinde Suat YALAZ imzalı çizgi roman kahramanları görülmeye başlandı. Bunlardan biri de Karaoğlan’dı. Karaoğlan 1960 yılında yayına başladı. Ancak Yalaz’ın ‘Karaoğlan’ın öncülü olan ‘Kaan’ adlı kahramanı 1959′da doğdu. 1959 yılında Akşam gazetesi Aptullah Ziya Kozanoğlu yazdığı yeni öykü ��Kızıl Tuğ�� için bir çizer aranır ve Yalaz bulunur. Kızıl Tuğ birkaç ay sürer ve Yalaz’ın yeri sağlamlaşır. Kızıl Tuğ’un sonunda Kaan’ın doğumu müjdelenir. Ancak Yalaz ile Kozanoğlu Kaan konusunda çok anlaşamaz. Yalaz, Kozanoğlu ustanın metinlerini değiştirmeye başlar. Tartışma uzar, en sonunda Kozanoğlu sinopsis vermeye başlar, Yalaz’ı serbest bırakır. Kaan beş serüven devam eder. Kozanoğlunun 1960′da Akşam’dan ayrılmasıyla sona erer. Ancak Kaan, Yalaz sinopsis üzerinden çalışmaya başladığı dönemden sonra ‘Karaoğlanlaşmaya’ başlamıştır.

1960′ta AKŞAM Gazetesinde yazıp çizmeye başladığı KARAOĞLAN çizgi romanının büyük ilgi görmesi ona, hem basında yayıncılık (KARAOĞLAN, SALINCAK, KORKU Dergileri) hem de en büyük tutkusu olan sinema alanında yapımcılık ve yönetmenlik kapılarını açtı.

Karaoğlan 1965 yılında filme alındı ve yönettiği Karaoğlan filmiyle Suat YALAZ da sinemaya adım attı. Gerçekten de Suat Yalaz’ın unutulmaz kahramanı Karaoğlan Türk çizgi romanının sinemada atağa geçişinin miladını oluşturur. Yalaz çizgileri ve öyküleriyle, bu miladın gerçek kahramanıdır. Karaoğlan 60′ların ilk yarısında çizgi roman kitapları piyasasını kasıp kavuran Esse Gesse’nin Teksas (Il Grande Blek) ve Tommiks (Capitan Miki) çizgi romanlarıyla yarışacak düzeyde ilgi gördü. Karaoğlan piyasadaki İtalya egemenliğini bir anlamda sarsıp, yerli üretim çizgi romanların müstakil dergilerle başarılı olabileceğini göstermişti.

Suat Yalaz’ın resme doğal yeteneği bir yana, onun asıl merakı çocukluğundan beri sinemadır. Yalaz çizgi romandan kazandığı parayı sinemaya yatırmaya karar verir ve sinema macerası başlar. İlk film ��Altay’dan Gelen Yiğit’ 1965 yılında tamamlanır. Yalaz dönemin tüm jönlerinin peşinde olduğu Karaoğlan rolünü tanımamış bir isme Kartal Tibet’e verir. Kendi firması adına 8 film yaptıktan ve Yeşilçam’da 10 yıldan fazla süren bir tarihi macera filmleri dönemini başlattıktan sonra Kartal TİBET ile yolları ayrılır.

Yalaz’ın Kartal Tibet ile yollarını ayırıp sinemayı bırakması genelde yanlış bilinir. Tibet’in Yalaz’ın ona önerip reddettiği film yedinci Karaoğlan filmi değil, ��Yüzbaşı Kartal�� adlı Almanya, Fransa ve Türkiye ortak yapımı bir casusluk filmidir. Tibet bu filme hayır der, ama Yalaz yapımcılar ve dağıtımcılar ile anlaşma yapmış, parasını bu filme yatırmıştır. Tasını tarağını toplar ve 1970′de Fransa’ya gider.

Paris’te KARAOĞLAN çizgi romanlarını 7 yıl süreyle Fransızca olarak yayınlatır. Ve, Paris’i �mekan tutar�. Türkiye’yle bağlantısını hiç kesmez. Hem Avrupa’nın ünlü yayınevleriyle, hem de ülkemizin en büyük gazeteleriyle çalışmalarını sürdürür…

Yarım yüzyıldan sonra �YOKUŞ�a emek veren Suat YALAZ 2001 yılında Basın�la ilgili çalışmalarına son verdi. 2002 yılı Yılın Karikatürcüsü Ödülünü aldı. Artık ektiklerini biçmek, bütün eserlerini toparlamak ve yeniden düzenli olarak yayınlamak istiyor. Kendi yayınevinde Karaoğlan sonrası günlük gazetelere yaptığı Son Osmanlı, İslam Tarihi gibi çalışmaları daha yeni yayımlamaya hazırlanıyor. Çok sevdiği sinemayla ilgili olarak da KARAOĞLAN ve YANDIM ALİ�ye TV için dizi film senaryoları yazıyor. Bunun yanında KARAOĞLAN�a bir yabancı firma ortaklığında sinema filmi yapılması için girişimleri var. YALAZ, kendisi gibi Akademi’li olan bir hanımla evli, Olcayto ve Kaan adlı iki oğul babasıdır.

Kaynak
Türk Karikatür Vakfı Web Sitesi / http://www.nd-karikaturvakfi.org.tr

Ağu 17

Vehip Sinan ( 1929)
HAKKINDA YAZILANLAR

�Karikatür abartma sanatıdır�
1929 yılında yayına başlayan Çocuk Sesi Dergisiyle, yaşıtım. Çizerliğe 3.5 yaşında elime geçen her kâğıda karalayıp çizim yaparak başladım diyebilirim. Çocukken Çocuk sesi ve Afacan�daki Mandrake, Kızıl Maske�yi ve kara bir kaplanları olan iki küçük çocuğun Afrika�daki maceralarının çizildiği iki izciyi sever ve takip ederdim. Velhasıl ne çıkarsa çok seviyordum. Bilhassa Batı kaynaklı gayet ciddi çalışılmış eserleri çok severdim. Abim ve ablamdan yürüttüğüm defter sayfalarını birbiri ardına çizimlerle doldururdum. Fakat bir süre sonra bu çizim merakım kesildi.

Babıali�ye giriş
Doğan Kardeş�te 1944�te yayına başlamıştı. Ben de 1944-45 filandı. Lise birinci sınıftaydım. Liseden sonra Yüksek Mimari�de bir sene okudum. Askere gittim geldim. Felsefe bölümünde bir sene okudum. O yıllarda babam vefat etti. Abim askere gitti. Ailemin geçimini sağlamak bana kaldı. Bu yüzden biraz da zoraki olarak Bab-ı ali�ye girdim. Ve düzenli olarak ilk kez Erdoğan Ege�liyle birlikte Ceylan yayınlarında çalışmaya başladım. İllüstratif resimler yapıyordum. Sonrasında Topuz�a başladım. Topuz ilk kez Ceylan dergisinde başladı.

Yeni İstanbul�da Cin Ali stripleri çizdim. Her biri başlı başına bir konuydu. Devamlı değildi yani. Tek tel amcayı örnek almıştım kendime. Cin Ali o kadar tutuldu ki çok hoşa gitmişti. Ondan sonra Yeni İstanbul�un son zamanlarına doğru bir iki karikatür denemesi yaptım. Hami Tezkan�la Gökhan Evliyaoğlu orada yöneticiydiler. Sonra gazete kapandı. Daha sonra yeniden Babıali�de Sabah gazetesini çıkarttılar.

Çizgi Roman ressamı değildim
Ceylan dergisinde başlayan Topuz Serüveni Babıali�de Sabah�ta devam edip Can Kardeş�e kadar gelmişti. İki veya üç bant halinde çiziyordum. Nereye gittiysem onu da peşimden sürükledim. Yeni Asya�dan Türkiye Gazetesi�ne geçtim. Orada uzun zaman hem karikatür hem de Topuz çizdim. Ama tuhaftır hiçbir zaman kendimi çizgi roman ressamı olarak görmedim diyebilirim.

Benim bürom hiç olmadı
Ben hiçbir zaman bir gazetenin eline kalem tutuşturulmuş robotu değildim. Kendi düşüncelerim ve görüşlerim vardı. Onun için zaman zaman yöneticilerle tartışmalarımız olurdu. Nitekim birkaç gazetede bu sebeple çalışmalarıma ara vererek ayrılmak durumunda kaldım.

Ben bütün meslek hayatım boyunca her işi evde yaptım. Yapacağım işleri eve getirip götürürlerdi. Katiyyen bir masa başına gidip çalışmadım. Şu ana kadar hep böyle oldu. Hemen hemen çalıştığım bütün gazetelerde de bu durum eleştirildi. �Gel burada yaz çiz� dediler. Yapamıyorum. Tabiatıma aykırı. Her çizerin böyle tuhaf bir tarafı vardır belki. Benimki de böyle işte.

En nefret ettiğim şey
Belki yaşadığımız hayat içinde olan hadiselerin bir tortusu olarak hayatımda en nefret ettiğim şey adaletsizliktir. Bugün dahi lehime olsun aleyhime olsun mutlaka doğruyu söylerim. Kabul edelim Türkiye�de Türk aydınları arasında, �Afedersiniz ben yanılmışım� sözünü hemen hemen hiç işitmemiş olmaktan da mustaribim.

Tevazu sebebiyle…
Bir gazetede bir kardeşimizi yazıişleri müdürü yapmışlardı. Artık çalışmalarımı alıp vermede onunla temasa geçiyorduk. Birgün yine götürdüm üçbeş tane karikatür verdim. Ama şimdi bende öyle birşey var ki nasıl anlatsam. Amatörlük denen o ruh var ya o ruh insanın içinden çıkmıyor. Ben hâlâ bu kadar sevilip sayılmama, çizgim kabul edilmesine rağmen bir çekingenlik bir amatörlük tutkusunu içimden atamadım. O benim içimden çıkmaz. O da şu, �Ben birisine karikatürü teslim ederken beğenecek mi beğenmeyecek mi?� diye gözüm üzerindedir. Şöyle bir gülümserse bir oh çekerim ama o zamana kadar da heyecan duyarım.
Şimdi bu duygularla çizgilerimizi o kardeşimize getirdik. Bizim evladımız yerinde olmasına rağmen karikatürü eline veremedim. Heyecanımdan masanın üzerine bıraktım. Bu, benim bu hareketimden alınmış. Niye masaya bırakmışım. Yüzüme karşı söylemedi ama benim anladığım buydu. Nitekim ertesi gün benim karikatürler yok. İçlerinde bir tanesi çok kalite bir karikatürdü. Bu durum üzerine gazetenin sahibine gittim. Dedim ki �İnanın ben burada ters bir muamele görüyorum. Karikatürlerim yayınlanmıyor.� Patron, şöyle yapalım böyle yapalım dedi ve o konuşmadan sonra sonuç ne oldu bilmiyorum ama o görüşmemizde demişti ki:
-Yahu bir mecmuada bir karikatürün çıkmıştı. O ne kadar mükemmel bir karikatürdü.

Diyemedim ki, �Yahu ben o karikatürü aslında size getirmiştim. Öylesine saçma sapan muhataplar karşısındayım ki işte onu yayınlamadılar� diyemedim. O diyemediğime yandım. Sonra bunu başkalarına anlatamadığım zaman da yandım. Üzüldüm. Velhasıl öyle oldu.

Tommiks�in balonları
Size ilginç bir anımı anlatayım. Münir Hayli Egeli çok kültürlü bir insandı. Fransızca Almanca İtalyanca ve İngilizce bilirdi. Tommiks�i kendisi tercüme ederdi. İkinci veya üçüncü sayısıydı. Bana getirdi:
-Evladım bunu Türkçe�ye çevirmeye ben vakit bulamadım. Sen önceki sayfaları ve sayıları biliyorsun. Bir inceleyip, balonlarını sen tercümesiz yazıver. Benim gitmem gerekiyor.
Ben �aman nasıl olur� filan diyemeden bırakıp gitti. Gel de çık işin içinden. Yapılır mı böyle birşey? Oturdu Vehip sinan onların başına ve sonuna baktı. Olayları takip etti. Sonra da uydurdu uydurdu yazdı. Aynı şey bir sonraki sayıda yine oldu. Velhasıl Teksas ve Tommiks�in iki sayısını olduğu gibi ben yazdım.

Ağu 17

Vehbi Efendi ( 1858)- (1952)
Vehbi Efendi Şavşat 1858 - Çıldır 1952

Milli Mücadeleci öncülerinden…
Şavşat�ın Yukarı Koyunlu köyünde doğdu. Saçlı lakabı ile tanınan Hüseyin Efendi�nin oğludur. Uzun süre Şavşat kadılığı yapmış olup milli mücadele ruhunun olgunlaşmasında çaba harcamış bilgin bir kişidir. Kurtuluştan sonra Çıldır müftülüğüne atanan Vehbi Efendi, ömrünün sonuna kadar bu görevi yürüttü. 1952 yılında burada öldü

Ağu 17

Şevket Bülend Yahnici ( 1950)
Ankara Milletvekili-MHP
ANKARA - 1950, İhsan, Halide - Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi - Az İngilizce - Avukat, Gazeteci - Başbakanlık Özel Kalem Müdürü, Bilgi Üniversitesi Mütevelli Heyeti Üyesi, Ankara Kulübü Yönetim Kurulu Üyesi - Evli, 3 Çocuk.

Ağu 16

Ural Akbulut
GÜNDEM GÜNDEM GÜNDEM

Prof’lar Azıttı, General Maaşı İstiyorlar

PROFESÖRLER GENERAL MAAŞI İSTİYOR!!
Haberturk.com 26.05.2001

MAAŞLARININ İYİLEŞTİRİLMESİ İÇİN BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT7E KADAR ÇIKAN ÜNİVERSİTE REKTÖRLERİ, ÖNÜMÜZDEKİ HAFTA ORTAK DEKLARASYON YAYINLAYACAK!!

Üniversite öğretim üyeleri uzun süredir maaşlarının iyileştirilmesi için çaba gösterirken, isyanın eşiğine geldiler. Üniversite rektörleri önümüzdeki hafta bir deklarasyon yayınlayarak yapacakları eylemleri açıklayacak. Rektörler, Başbakan Bülent Ecevit ile yaptıkları görüşmelerde profesör maaşlarının general maaşı düzeyine çıkarılmasını isterken, YÖK hazırladığı raporda, maaşların dolara endekslenmesini önerdi.
YÖK, maaşların araştırma görevlisi için 700 dolar, öğretim görevlisi için 1.100 dolar, yardımcı doçentler için 1.500 dolar, doçentler için 1.800 dolar, profesörler için de 2 bin dolar düzeyine çıkarılmasını istiyor.

KIZILAY’A YÜRÜRÜZ

ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Ural Akbulut sorunlarını dile getirirken, ��Bu şartlarda rektörlük yapmayı istemiyorum. Gerekirse Kızılay’da yürürüz�� diye isyan etti. Akbulut, öğretim üyelerinin maaşlarının son yıllarda giderek düştüğüne işaret ederek, soruna dikkati çekmek için hükümet yetkililerini ziyaret ettiklerini hatırlattı. Ziyaretler sırasında, sorunun giderilmesi yönünde vaatlerde bulunulduğunu belirten Akbulut, ekonomik krizle koşullar değiştiği için maaş konusunu gündeme getirmediklerini anlattı. Akbulut şöyle devam etti:

��Kanun Hükmünde Kararname çıkararak hiçbir gruba ayrıcalık tanımayacaklarını açıkladılar ancak gözümüze baka baka, 12 Mayıs’ta yayınlanan Resmi Gazete’de yer alan kararla Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı’nda çalışan personele aylık tazminat ödenmesine karar verildi. Sessiz kalan öğretmenler, doktorlar, kamuda çalışan memurlar sokağa dökülmedikleri için cezalandırıldı. Türk yükseköğretimi çökertiliyor. Bu gidişe dur demek için susmayacağız ve her türlü eylemi yapmaya kararlıyız. İstiyorlarsa beni ve benimle birlikte olacak rektörleri görevden alsınlar. Bu şartlarda rektörlük yapmayı ben şahsen istemiyorum.��

Diğer üniversitelerin rektörleriyle görüşerek ortak bir deklarasyon yayınlayacaklarını ifade eden Akbulut, ayrıca yapacakları eylemleri de açıklayacaklarını söyledi. Eylem türlerinin üniversite senatolarınca belirleneceğini kaydeden Akbulut, ��Gerekiyorsa Anıtkabir’e cüppelerimizle yürürüz. Kızılay’da yürürüz. Yayımlayacağımız deklarasyonu mektup haline getirip, cumhurbaşkanına, başbakana ve bakanlara gönderebiliriz. Bazı acil önlemleri almaları için belli bir süre tanıyabiliriz�� diye konuştu.

BİZ NE YAPALIM? Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi ve ÖES Genel Başkanı Doç. Dr. Hayri Kozanoğlu, rektörlerin geç de olsa öğretim üyelerinin sıkıntılarını anladığını belirtti. Kozanoğlu, ��Rektörler de öğretim üyelerinin üretemeyeceğini artık gördü. Ancak rektörlerin talep ettikleri ücretler de öğretim üyelerinin sıkıntısını çözmüyor. Nasıl bir patron, fabrikasındaki işçisine, yeniden üretime geçmesi için geçimini sağlayacak asgari ücreti veriyorsa, rektörler de öğretim üyelerinin yeniden üretmeye başlamaları için asgari miktarı istiyor�� dedi. Memur maaşlarında düzenleme öngören KHK’nin süresinin dolmasına az bir süre kaldığını kaydeden Kozanoğlu, öğretim üyelerinin özlük haklarında yeterli bir iyileştirmenin yapılmaması durumunda bir dizi eylemi uygulaya koyacaklarını bildirdi. Kozanoğlu, ��Bu koşullarda bizler gelecek ders yılında çalışamayız�� dedi.

En ucuz profesör Türkiye’de Ekonomik krizle birlikte maaşları 700 dolar düzeyine inen Türk profesörlerin maaşları yabancı meslektaşlarının çok gerisinde kaldı.

Memur maaşlarına enflasyon farkının yansıtılmasının ardından birinci derecedeki bir profesörün maaşı 754 milyon 103 bin, 7 derecedeki bir araştırma görevlisinin maaşı da 315 milyon 942 bin liraya yükselirken, maaşlar dolar karşısında önemli ölçüde değer kaybetti. Ekonomik kriz öncesinde 1000 dolar düzeyinde olan profesör maaşı yaklaşık 700, araştırma görevlisi maaşı da 300 dolar düzeyine geriledi. Maaşların dolar karşısında değer yitirmesi, Türk akademisyenlerinin maaşları ile yabancı meslektaşlarının maaşları arasında 4-5 katlık farkların oluşmasına yol açtı. Türkiye’de bir profesörün yıllık kazancı, ders ücretleri ile birlikte 10-12 bin dolar düzeyinde kalırken, ABD’de bir profesör yılda 67 bin 415 dolar, bir doçent ise 49 bin 695 dolar kazanıyor. Ayrıca, profesörler Avustralya’da 68 bin 11 dolar, İngiltere’de 45 bin 176 dolar, Kanada’da 51 bin 41 dolar, Güney Afrika’da ise 33 bin 918 dolar elde ediyor. Türkiye’deki profesör maaşları bazı ülkelerin öğretmen maaşlarının bile çok gerisinde kalıyor. Öğretmenler Japonya’da yıllık 52 bin 867, İsveç’te 50 bin 508, ABD’de 42 bin 185, Avustralya’da 36 bin 175, İtalya’da 28 bin 465, Yunanistan’da 28 bin 521, Meksika’da 19 bin 346, Brezilya’da 15 bin 522 dolar kazanıyor.

Ağu 16

Sinan Taş
HAKKINDA YAZILANLAR

Türk doktorların �sedef� başarısı
Türkiye 02 Eylül 2004

İZMİR - Dokuz Eylül Üniversitesi�nden 2 Türk profesör, dünyada ilk kez uyguladıkları yöntemle, sedef hastalığı (psoriasis) tedavisi süresini 6-8 haftadan 1-2 güne indirmeyi ve bütün yan etkilerini ortadan kaldırmayı başardı. Dokuz Eylül Üniversitesi Dermatoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Oktay Avcı, çalışmalarını ABD ve Almanya�daki araştırma merkezlerinde sürdüren Prof. Dr. Sinan Taş ile ortaklaşa yürüttükleri, sedef hastalığındaki yeni tedavi yönteminin uluslararası tıp dergisinde de yayınlandığını ve kabul gördüğünü bildirdi.

Heyecan verici
�Dermatology� isimli tıp dergisinde yayınlanan bilimsel makalenin, hastalığın tedavisinde yeni bir dönemin kapısının açıldığını dünyaya duyurduğunu kaydeden Prof. Dr. Avcı, �Uluslararası tıp otoriteleri, yeni tedavi yöntemini, �bugüne kadar kullanılanlardan tamamen farklı, akılcı bir yöntem ve heyecan verici� olarak nitelendirdi� dedi. Sedefin eski yöntemlerle tedavisinin 6-8 hafta sürmesine rağmen, yeni yönteminin süreyi 1-2 güne indirdiğini ve hiçbir yan etkisi olmadan başarı sağladığını kaydeden Prof. Dr. Avcı, şöyle konuştu: �Sedef hastalığı, kalıtımsal yönüne rağmen, gerek sebebinin tam aydınlatılamaması, gerekse seçiciliği olmayan mevcut tedavi yöntemlerinin yan etkileri yüzünden, hasta, bireylerin gündelik hayatını son derece etkileyen bir hastalık olmaya devam etmekteydi. Ayrıca yeni yöntemle, moleküler mekanizmalara dayalı tedavi yaklaşımı, sedefin sebebine yönelik ışık da tutmaktadır.�

Patent başvurusu
Prof. Dr. Oktay Avcı, yeni yöntemin pratik klinik uygulamaya ne zaman gireceği konusunda da şu bilgileri verdi: �Maliyeti düşürecek seri üretim için, sürmekte olan uluslararası patent süreçleri ve başka formalitelerin tamamlanması gerek. Ayrıca hastalığın farklı türleri bulunması sebebiyle de ek bilimsel klinik çalışmalara ihtiyaç bulunuyor. Bu da yıllar alabilecek bir durum. 2002�de başlayan bu çalışma, 2004�te sonuçlandı. Şurası açık ki, Türkiye�de gerçekleştirilen bu çalışmayla, sedefin tedavisinde bugüne kadar hiç olmayan bir ölçüde etkinliğin kapısı açılmış durumda.� 2 akademisyen, birkaç ay önce de deri kanserlerinde moleküler bir tedavi yöntemi geliştirerek, uluslararası patent başvurusunda bulunmuştu.

Ağu 16

Paul Henze ( 1924)
1924 yılında ABD’nin Minnesota şehrinde doğan Paul Henze, 1948′de St. Olaf Koleji’ni bitirdi. 1959′da Harvard’da master yaptı. 1955 ve 1970 yılları arasında Türkiye’de Amerikan Büyükelçiliği’nde toplam beş yıl görev yaptı. Halen Amerikan Ordusu’na bağlı National Security Council’de (NSC) danışmanlık yapıyor. Türkçe de dahil sekiz dil bilen Henze Türkiye, Yunanistan, Kıbrıs, Doğu Avrupa ve Orta Asya ülkelerindeki siyasal ve ekonomik gelişmeler konusunda ABD ve CIA’nın en önemli uzmanlarından biri olarak tanınıyor. Paul Henze ile “Yirmi Birinci Yüzyıla Doğru Türkiye” başlıklı önemli bir ara ştırması var.

Ağu 16

Nedim Gürsel ( 1951)
1951 yılında Gaziantep’te doğan Nedim Gürsel’in ilk yazıları 1969′tan itibaren edebiyat dergilerinde yayınlanmaya başladı. 1970′te Galatasaray Lisesi’ni, 1974′te Paris Sorbonne Üniversitesi Modern Fransız Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Aynı yerde karşılaştırmalı edebiyat doktorası yaptı. Halen Sorbonne Üniversitesi’nde Türk Edebiyatı dersleri veriyor ve Fransa Bilimsel Araştırmalar Ulusal Merkezi’nde (CNRS) Türk Edebiyatı üzerine araştırma başkanı olarak çalışıyor. Kitapları 12 yabancı dile çevrilen Nedim Gürsel, Türkiye’de ve yurtdışında birçok ödülün sahibi. Bazı öyküleri tiyatroya uyarlandı. Kendisinin yazdığı bir film senaryosu var.

ESERLERİ

Boğazkesen (Fatih’in Romanı)

Nedim Gürsel�in Boğazkesen�deki Fatih Sultan Mehmet algılaması ve tasviri eleştirilere uğradı.Gürsel, tarihi bir kişiyi anlatmasına rağmen bu kişiliğin bir roman kahramanı olduğunu söyledi.

Yapıtları yalnızca Türkiye’de değil, Batı ülkelerinde de yankılar uyandıran bir yazar Nedim Gürsel. Bu kez tarihle buluşturuyor bizi, daha doğrusu, Anadoluhisarı’ndaki eski bir yalıda Fatih dönemi üzerine bir roman yazan kahramanın öyküsüne, geçmişte kalmış kişilerin öykülerini katıyor. Fatih Sultan Mehmet, Çandarlı Halil, Uluğ Bey gibi tarihsel kişilerle saray cücelerinin, içoğlanlarıyla gezgin dervişlerin, Bizans yosmalarıyla keşişlerin öykülerini birlikte anlatıyor. Ne var ki tüm varoluşunu yazdığı romana adayan kahramanın yaşamına 12 Eylül askeri darbesiyle birlikte giren genç ve güzel bir kadın altüst ediyor her şeyi. Yapıtıyla sevgilisi arasında bocalayan roman kahramanı, bir seçim yapmaya zorlanıyor. Hem tarihsel bir roman Boğazkesen, hem de bir tutkunun, bir aşkın romanı. On beşinci yüzyıl Osmanlı tarihini ve İstanbul’un fethini tüm ayrıntılarıyla, seyrine doyulmaz bir minyatür renkliliğiyle okura sunan Nedim Gürsel, iki ayrı eksende gelişen anlatıyı ustalıkla yürütüyor, okuru serüvenin iki ayrı zamanında sürükleyip götürüyor.

Sevgilim İstanbul
Nedim Gürsel, yabancı ülkelere çevrilip yayınlanan kitaplarıyla, edebiyatımızı sınırlarımızın dışına taşımış değerli bir yazarımız. Boğazkesen adlı romanı, Türkiye’de aylarca satış listelerinden inmedi. Sevgilim İstanbul adlı bu kitapta, dünyayı yapayalnız dolaşan gurbette bir yazarın aşklarını, anılarını, özlemlerini bulacaksınız. Öykülerin kahramanı, Paris, Moskova, Leningrad, Atina, Cezayir, Marakeş, New York ve İstanbul’da dolaşırken, gerçekte belleğinin derinliklerinde yol alıyor. Her gittiği ülkeye, her gördüğü kente kendi geçmişini de taşıyor çünkü. Fransız Pen Kulübü Jüri Özel Ödülü ile Haldun Taner Öykü Ödülünü alan Sevgilim İstanbul’un bu yeni basımında Nedim Gürsel’in ilk öyküleriyle birlikte bir kısa film senaryosu da yer alıyor.

Kadınlar Kitabı
Nedim Gürselin bu kitabı, 1983 yılında ilk kez yayımlanmış ve on gün sonra da toplattırılmıştı. Yazarı hakkında müstehcenlik gerekçesiyle dava açılmış, ancak sonuçta yazar aklanmış, kitap da yeniden günışığına çıkma şansı bulmuştu. Kadınlar Kitabını yeniden basarken, kitabın sonuna yazarın mahkemede yaptığı savunmayı da eklemeyi doğru bulduk. Ayrıca ünlü İspanyol yazarı Juan Goytisolo, bu kitap için bir de önsöz yazdı. Çevrilip birkaç ülkede yayımlanan bu kitabın ilgiyle okunacağına inanıyoruz. Nedim Gürsel bu kitabında bir yandan kendi kimliğini ararken, bir yandan da İstanbul kentine olağanüstü güzellikte bir aşk mektubu yazıyor. -Tahar Ben Jelloun-

Gemiler de Gitti
Yine uzak bir kıyıdan yazıyor Nedim Gürsel ve okurlarını yeni yolculuklara çağırıyor. Denize kayan kent Venedik’e, İsa’nın bile uğramadığı yoksul bir köye, naif ressam Pirosmanişvili’nin kenti Tiflis’e, güneyin seraplarıyla yıkımdan sonraki Saraybosna’ya, Saint-Nazaire’ den demir alan transatlantiklerin dünyasına götürüyor. Bu yolculuğun duraklarından biri de Mevlânâ’yla Şems’in olağanüstü aşklarının tanığı Konya. Boğazkesen’in yazarı, öykü tadında okunan bu kitabıyla yeni ülkeler, benzersiz dünyalar keşfettirecek size.

Uzun Sürmüş Bir Yaz
1976 Türk Dil Kurumu Ödülünü kazanan Nedim Gürselin bu ilk kitabı, belli başlı Avrupa dillerine de çevrilmiş, ne var ki 12 Eylül darbesinden sonra Türkiye’de uzun süre yasaklanmıştı. Yeni basımının genç kuşaklarca da ilgiyle karşılanacağını umuyoruz. Bir baskı döneminin, bireylerin iç dünyalarında yol açtığı sarsıntıları, işkence ve ölüm karşısındaki davranışlarını anlatırken, çocukluğun büyülü dünyasını da şiirsel bir dille yansıtan Uzun Sürmüş Bir Yaz için kitabın Fransızca çevirisine yazdığı önsözde Prof. Etiemble şöyle diyor: Önce iç sürgün, yani gizli eylem; sonra dış sürgün, yani yazmak. Özgürlük için savaşımın çetin, çok çetin olduğunu, çoğu kez şiddet eylemlerine dönüştüğünü biliyoruz? İstanbul baskı döneminin o tiksinç ve tehlikeli günlerini yaşıyor yeniden. Her önemli yapıt gibi Nedim Gürsel’in yapıtı da öylesine ince bir acıyla dokunmuş ki, çoğunluğun öyküsü öznel bir bilincin duyarlığında somutlaşıyor.