Eki 06

Recep Tayyip Erdoğan ( 1954)
59. HÜKÜMETİN BAŞBAKANI

1954 yılında İstanbul�da doğdu.İlköğrenimini Kasımpaşa Piyale İlkokulu�nda yaptı.Orta öğrenimini İstanbul İmam Hatip Lisesi�nde, Yükseköğrenimini de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi�nde tamamladı.Camialtı, İETT ve Erokspor�da 16 yıl futbol oynadı.Bu süre içinde birkaç defa İstanbul Amatör Karması ve İstanbul Gençler Karmasına seçildi.Yedeksubay olarak askerliğini yaptı.Özel sektör kuruluşlarında müşavir ve üst düzey yönetici olarak çalıştı.

1969 yılından başlayarak fiili siyasetin içinde bulundu.1975 yılında MSP İlçe Gençlik Kolu Başkanı aynı zamanda Gençlik Kolları Genel İdare Kurulu Üyeliği�ne seçildi.Bu görevleri 1980 yılına kadar devam etti.1984 yılında RP Beyoğlu İlçe Başkanı, 1985 yılında RP İstanbul İl Başkanı, 1986 yılında RP MKYK üyesi oldu.27 Mart 1994 yerel seçimlerinde Continue reading »

Eki 03

İzmir Milletvekili-ANAP

ANKARA - 1946, Osman, Fatma - Ege Üniversitesi Mimarlık Fakültesi - İngilizce - Mimar - Buca İmar Müdürü, Buca Belediye Başkanı, Özel Şirkette İmar Planlama Danışmanı - XVII, XVIII, XIX, XX nci Dönem İzmir Milletvekili - TBMM Başkanlık Divanı Eski Katip Üyesi, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Eski Başkanı - Devlet, Çevre, Turizm Eski Bakanı - Bekar.

Eki 02

Mustafa Sarıgül ( 1956)
ŞİŞLİ BELEDİYE BAŞKANI

1956 yılında Erzincan’da doğdu. Eğitimine sırasıyla Talat Paşa İlkokulu, Şişli Ortaokulu, Zincirlikuyu Yapı Teknik Lisesi’nde devam etti ve Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nden mezun oldu.
İş yaşamına Kağıthane Belediyesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İETT Genel Müdürlüğünde devam etti, daha sonra Kamu görevinden ayrılarak ticaret yapmaya başladı.
Siyasi yaşamı Gençlik Kolu Yönetim Kurulu Üyeliği ile başladı, daha sonra Gençlik Kolu Yönetim Kurulu Sekreterliği, Gençlik Kolu Yönetim Kurulu Başkanlığı, İlçe Başkanlığı, Kurultay Delegeliği, 18. Dönem İstanbul Milletvekilliği, TBMM Başkanlık Divanı Üyeliği, F.M.V. Işık Lisesi Okul Aile Birliği Üyeliği, Türk Parlamenterler Birliği Üyeliği, Türk - Alman Parlamento Dostluk Grubu Yönetim Kurulu Üyeliği, Galatasaray Spor Kulübü Yönetim Kurulu Üyeliği, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi üyeliği, Herkes İçin Spor Federasyonu As başkanlığı, ayrıca uzun yıllar Futbol Federasyonu Delegesi olarak görev yaptı.
TBMM’de bir Milletvekili ve İstanbul’da Direksiyon Sallamak adlı iki kitabı bulunmaktadır.
Evli ve iki çocuk babasıdır.

Eyl 29

Lütfi Kırdar ( 1889)- (17.02.1961)
1889 yılında Kerkük’te doğan Lütfi Kırdar, bu şehrin “Kırdarzâdeler” diye tanınan köklü bir ailesindendir.ilk ve orta öğrenimini Kerkük’te, lise öğrenimini Bağdat’ta tamamlayan Kırdar, 1908′de İstanbul’a gelerek Tıp Fakültesine girdi.

Balkan Harbi patlayınca gönüllü olarak savaşa katılan Kırdar, savaştan sonra Tıp Fakültesinden (1913) mezun oldu. Meslek hayatına Necef Belediyesi Tabibi olarak başlayan Lütfi Kırdar, I.Dünya Savaşının başlamasıyla orduya katıldı.

Savaştan sonra Aşiretler ve Muhacirler Genel Sağlık Hizmetleri Müdürlüğü yapan Kırdar, Erzurum Kongresinin toplandığı günlerde Kızılay Sağlık Heyeti Reisi olarak Atatürk’ün emrinde Erzurum’da görev aldı. Millî Mücadelenin her safhasına katıldı ve istiklal Continue reading »

Ağu 29

Hüseyin Avni Oktay ( 1893)- (1978)
huseyin avni oktay (1893-1978)1893 yılında Filibe’de doğdu.Osmanlı-Rus Savaşı sırasında ailesı ile birlikte Anaduluya göç ederek İznik’e yerleşti.Bursa Rüştiyesini bitirdikten sonra Balkan Savaşlarına katıldı.Birinci Dünya Savaşı patlayınca Suriye-Filistin cephesine gönderildi.Burada ingilizlere karşı savaşırken Şam’da esir düştü, oradan Mısır İskederiye’ye götürüldü,10 aylık esaretten sonra kacarak yurda dönmeyi başardı.İznik kuvayı-milliye o içinde aktif görevler aldı. Gökbayrak tabur’unda milis kuvvetleri bölük kumandanlığı yaptı.TBMM düzenli orduları kurulunca batı cephesinde askeri sevkiyat subaylığına atandı.Bölgede oluşturulan ve Kocaeli kumandanı halit pasa’nın emrinde Continue reading »

Ağu 16

İzmir Milletvekili-ANAP

ANKARA - 1946, Osman, Fatma - Ege Üniversitesi Mimarlık Fakültesi - İngilizce - Mimar - Buca İmar Müdürü, Buca Belediye Başkanı, Özel Şirkette İmar Planlama Danışmanı - XVII, XVIII, XIX, XX nci Dönem İzmir Milletvekili - TBMM Başkanlık Divanı Eski Katip Üyesi, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Eski Başkanı - Devlet, Çevre, Turizm Eski Bakanı - Bekar.

Ağu 16

Hızır Bey
HAKKINDA YAZILANLAR

Fatih’in İstanbul’a atadığı ilk Belediye Başkanı Hızır Bey

Fatih�in Edirne�de bulunduğu günlerdir. Olacak bu ya şehre Acem illerinden bir âlim gelir. Evet adam bilgili, ama kibirlidir. Türkleri hor görür. Birkaç halli güç mevzuyu ısıtıp ısıtıp öne sürer ve muhataplarını küçük düşürür. Fatih bu tavırdan çok rahatsızdır. �Şu adamı susturacak biri yok mu?� der demez komutanlardan biri �Var sultanım� der, �böyle birini tanıyorum galiba?�

HIZIR ADINDA BİRİ
Hızır Bey müthiş bir hafızaya sahiptir. Esprilidir, kıvraktır, zekidir. Sözün nereye varacağını önceden kestirir ve soruya soruyla cevap verir. Zor meseleleri basite indirger ve çok güzel misallendirir. Sadece fakih değil ediptir, şairdir. Eh Nasreddin Hoca gibi bir dehanın torunudur o.
Hızır Beyin en büyük şansı Molla Fenari gibi bir rahle arkadaşı ve Molla Yegân gibi bir hocası olmasıdır. Molla Yegân onu çok sever, nitekim biricik kızını vererek damat edinir kendine.

Gelelim hikâyemize. Acem âlimi kazandığı küçük zaferlerin sarhoşluğu ile daha büyük, daha çok ses getirecek münâzaralara hazırlanır. Hatta Padişahın huzuruna çıkar ve rakip diler. Fatih, bu kez hazırlıklıdır. Umursamaz tavırlarla etrafına bakar ve güya ilk gözüne ilişen askere (bu aslında Hızır Bey�dir) meydanı gösterir. Acem karşısına çıkarılan genç sipahiye bıyık altından güler. Belki �Sen git, abilerin gelsin� demez, ama öyle demeye getirir. Ancak Hızır bey onun suâllerini rahatlıkla cevap verir. Vakit ilerledikçe kibirli Acem�i ter basar. Sultana hitaben, �Ben bunca diyar gezdim, şunca meclise katıldım� der �ama böylesini ne gördüm, ne de işittim�

Lâkin Hızır Bey�in elinden kurtulmak kolay değildir öyle. �Şimdi sıra sende!� deyip onlarca ince ilimden, onlarca müşgül mesele sorar ki adamcağız dut yemiş bülbüle döner. Acem Fatih�in önüne gelir �Bu çocuğun kıymetini bil!� der ve süklüm püklüm meclisi terkeder.

Fatih onun kıymetini zaten bilir. Hızır Bey�i imparatorluğun merkezine (İstanbul�a) kadı yapar. O devir kadıları beldenin meseleleri ile de ilgilenirler, şehreminidirler. Yanisi şu ki belediye başkanıdırlar.
Fatih, Hızır Bey�le sıkça buluşur. Onun feyizli sohbetlerini içercesine dinler. Devlet işlerini istişare eder. Birbirlerini abi kardeşten öte severler. Hatta Sultan onu sarayında görmek ister. Enderundan güzel bir yer ayırır. Ama Hızır bey kuytulardan hoşlanır. Anadolu yakasında kuş uçmaz kervan geçmez bir köşeye yerleşir ki, burada şekillenen köy adını ondan alır. Kadıköy!

İBRETLİ DAVA
Hızır Bey yorucu bir günün ardından gitme hazırlığı içindedir. Ancak kapı önünde dolaşan tedirgin gölgenin farkına varır. Birisi eşikte eyleşmekte gidip gidip dönmektedir. Mübârek ansızın kapıyı açar �Buyurun!� der. Adamcağız yakalanmışlığın pişmanlığı ile girer içeri. Kılık kıyafetine bakılırsa Hıristiyan tebâdan biridir. Ancak yüce veli onu güler yüzle karşılar, yer gösterir. Hatta bakar hâlâ mütereddit elceğizi ile cezve sürer mangala. Adamcağız fincanı zor tutar zira eli kolu sarılıdır. Hızır bey sorar:
-Eline n�oldu?
-Kırdırdılar efendim.
-Kim kırdırdı?
-Sultanımız!
-Öyle bir hakkı var mıymış?
-Bilmiyorum efendim.
-Mevzû ne peki!
-Ben mimarım efendim. Evet, Sultanımıza kubbeleri Ayasofya�dan geniş ve yüksek bir cami yapabileceğimi vaâd ettim ama…
Hızır Bey gerisini dinlemez. Adamlarına �Gidin getirin� der �Şunu!�
Mimarın dudakları uçuklamak üzeredir. �Getirin şunu� dediği üç kıtaya yayılan bir imparatorluğun hünkârıdır. Halbuki Avrupa�da derebeyleri bile yargılanamaz. Hele böyle akşamın alacasında apar topar mahkemeye çekmek kimin haddine.

SEN MURAT OĞLU MEHMED!
Çok geçmez Fatih adamlarıyla görünür. Sanki o gül yüzlü Hızır Bey gitmiş yerinde başkası peydahlanmıştır. Çehresi gergindir, devlet erkânını eşikte durdurur. �Siz şurada bekleyeceksiniz!� der, Fatih�e kapıyı gösterir: �Sen gir içeri!� Bu ne heybettir ya Rabbi! Sultan Mehmed�in benzi solar. Dizleri tutmaz olur. Sedire doğru yönelir, tam oturmak üzeredir ki Hızır Bey azarlayan bir ses tonuyla �Oturma! Madem ki hasmın ayakta, sen de ayakta durmalısın!�
Ve silbaştan meseleyi dinler. Görünüşe bakılırsa Fatih haklıdır. Padişah �Olacak şey mi yani?� der, �Bu adam sırf taâssubuna yenildiği için inşaatımızı baltaladı. Binbir zorluk ve onca masrafla taa Mısır�dan getirttiğimiz sütunları budadı ve Ayasofya�dan daha geniş ve yüksek bir kubbe nasip olmadı bize. Halbuki anlaşmamıza göre…�
Hızır bey orasını hiç dinlemez. �İnşaat ayrı bir dava konusu� der, �Şimdi söyle bakalım! Sen Murat oğlu Mehmed, bu zımminin elini kırdırdın mı, kırdırmadın mı?
Sultan gözlerini yere diker.
-Efendim inanın ben buna �elin kırılsın!� dedim, adamlarım �eli kırılsın!� anlamışlar.
-Peki bu elin vebâli kimedir?
Fatih cevap vermez, başını önüne eğer. Çocuk gibi dudaklarını ısırır. Hızır Bey kitabı kapar, hükmü açıklar.
-Şimdi sana kısas lâzım. Bileğini kırdırsam gerek.
Padişah gayri ihtiyari eline bakar, kararlı bir ifadeyle fısıldar �Buna hazırım!�

Mimar ağlamaklıdır. �Sakın ha!� diye bağırarak Fatih�in önüne geçer. �Ben davamdan vazgeçtim!� Eh Fatih de altında kalmaz tabii, ona ömrü boyu yetecek kadar dünyalık verir. Netice tatlıya bağlanır.

Fatih Hızır Bey�e hassaten teşekkür eder. �Adaletine hayran kaldım!� der. Sonra kaftanının altındaki kılıcı gösterir ve �Eğer� der, �Bana farklı muamele yapaydın, inan seni doğrardım!�

Hızır Bey, mânâlı mânâlı gülümser, �Eğer� der, �Sen dahi sultanlığına güvenip iltimas isteseydin…� Cümlesini tamamlamaz, hatta başladığına pişman olur. Tam �Neyse� deyip, dönecektir ki pelerininin altından fırlayan iki aslan Sultan�ın karşısına dikilir, öfkeli öfkeli eşinirler. Sonra öyle bir kükrerler ki Fatih�in dudakları uçuklar.

Genç Sultan Hızır Beyin ilmini iyi bilir, ama hâl ehli olduğunu orada öğrenir. O günden sonra eşiğine baş koyar ve kazanır.
Peki Mimar mı? Adamcağız şaşkına döner. Ağlamakla gülmek arasında gelir gider. Şimdi rüzgara tutulan yaprak gibidir. �Vallahi kırılan koluma seviniyorum� der, �bana yolumu gösterdi!� Oracıkda Kelime-i Şehadet getirir ve Hızır Bey�e talebe olur.

Ağu 16

Haşim Haşimi ( 1956)
Seyyit Haşim Haşimi
Diyarbakır Milletvekili-ANAP
CİZRE - 1956, Mehmet Kadri, Nuriye - Lise - Almanca - Çiftçi, Petrol Tesisleri İşletmecisi, Cizre Belediye Başkanı - XX nci Dönem Diyarbakır Milletvekili - Evli, 6 Çocuk.

Ağu 16

Hacı Hüsam Efendi ( 1797)- (1872)
İstanbul Şehremini (Belediye Başkanı)

5 Rebiülevvel 1272-28 Cemaziyelahir 1272
15 Kasım 1855-6 Mart 1856
Emanet Müddeti: 3 ay 23 gün

Hacı Hüseyin Hüsameddin Efendi, Enderun�da yetişmiş Mustafa Efendi�nin oğludur. 1212 (1797) tarihinde İstanbul�da, Fatih civarında Haydar Mahallesi�nde doğmuş, sıbyan mektebinden sonra özel hocalardan Arapça ve Farsça öğrenmiştir.
15 yaşında iken Muhasebe Kalemi�ne çırak olarak girmiş, 5 yıl orada çalışmış daha sonra Divan-ı Hümayun Kalemi�ne memur olmuş, 1823�te Çavuşbaşı Kesedarlığı�na terfi etmiştir. Tuğrakeşlik, Hacelik gibi makamlardan sonra Devlet Kethüdalığında mühürdarlık ve Sadaret Kaymakamlığı�nda hazinedarlık hizmetlerinde bulunmuştur.

1837�de Su Nezareti�ne, 1842�de Ağnam Müdürlüğü�ne, 1843�te Tophane-i Amire Nezareti�ne getirilen Hüsameddin Efendi Dersaadet Emtia Müdürlüğü ve Midilli Adası Kaymakamlıkları görevlerinde de bulunduktan sonra 1846 Şaban�ında Denizli Kaymakamlığı�na tayin edilmiştir.

Son olarak Ebniye-i Emiriyye Müdürlüğü, Selimiye Kışlası Bina Eminliği ve Emtia Gümrüğü Emaneti görevlerinde bulunan Hacı Hüsam Efendi 1855 senesinde �İkinci Mecid Nişanı ve 20 bin kuruş maaşla Şehremaneti�ne tayin olunmuştur.
6 Mart 1856 tarihinde bu görevinden azledilen Hüsam Efendi, 3 yıl azledilmiş olarak kaldıktan sonra Refia Sultan Kethüdalığı, Bağdat Vilayeti Kapı Kethüdalığı, Mısır Vilayeti Kapı Kethüdalığı gibi görevlerde bulunmuştur.
Hacı Hüsam Efendi, 1872 senesinde vefat etmiştir.

Ağu 16

Mehdi Zana
ESERLERİ

Zelal Yeniden Doğuş
Mehdi Zana
Belge Yayınları / Yaşam ve Anılar Dizisi

“Mehdi Zana’yı 1967 yılından beri, daha doğrusu Doğu Mitingleri günlerinden bu yana tanıyorum….Mehdi, tanıdığım günden beri bende hep bir volkan izlenimi bıraktı. Bir volkan gibi son derece dinamik, devamlı hareket halindeydi. Otururken bile kıpır kıpırdı… Mehdi’nin çok yoğun ajitasyon gücü vardı. Hitabetli coşkulu, hareketli ve düzgündü….12 Mart döneminde, Mehdi’yle Diyarbakır Cezaevi’nde beraberdik. 12 Eylül döneminde, ayrı ayrı cezaevlerinde tutulduk. 1990′lı yılların ortalarında yine cezaevinde beraberiz….” - Dr. İsmail Beşikçi -

Sevgili Leyla
Uzun Bir Sürgündü O Gece
Mehdi Zana
Belge Yayınları / Yaşam ve Anılar Dizisi

Bugün benim açlığımın 17’si, diğer arkadaşlarımınsa 32. günü. Yani 2 Ağustos’u 3′e bağlayan gecenin saat 01.00′indeyiz. Yatağımdan yorgun ve bitkin bir şekilde kaldırıldım. Vücudum da öyle bir ağırlaşmış ki!.. Açlığın ölüm sınırına vardığı, insanların büyük ölçüde takatten düştüğü bir sıra da bir nakil, ya da diğer adıyla sürgün nasıl olacak diye düşünüyorum.
Sanırım herkesin gözlerinde bu soru var. Arkadaşlarla göz göze geldiğimizde bunu daha açık görüyorum. Evet, nereye ve nasıl?..

Vahşetin Günlüğü
Diyarbakır Zindanlarından
Mehdi Zana
Belge Yayınları / Yaşam ve Anılar Dizisi

“‘Vahşetin Günlüğü’ bir tanıklık. Toplama kamplarında ve zindanlarda direnmenin en önemli amaçlarından biri, insanı ayakta tutan temel dürtü, bir gün tanıklık etmek olmuştur. Diyarbakır zindanlarında yaşananlar, insanlığın en utanç verici sayfalarından biri. Yaşamak, ayakta kalmak ve tanıklık etmek. Direnmenin farklı boyutları. İnsanlık onurunu aşağılamak, en iğrenç biçimde
çiğnemek çabası karşısında insanın yücelişi… Nazilerin Auschwitz, Dachau, Treblinka ve diğer cehennem kampları gibi, insanlık Diyarbakır’dan da direniş içinde yücelerek, arınarak, insanlık dışı uygulamaları yapanları ise en aşağı, zavallı, sefil ve acınacak bir duruma sokarak çıktı.”